Kıskançlık, Allah'a İsyandır!

 
Kıskançlık, Allah'a İsyandır!
Fatma Hâle Liman
 
Kıskançlık, Allah'a İsyandır! / "Bu Taksimi Kim Yapmış?"
 

"Gerçekten insan tahammülsüz, hırslı, aceleci ve sabırsız yaratılmıştır. Başına bir fenalık gelince feryat eder; hayır dokundu mu kıskanç ve cimri kesilir." (el-Meâric, 19-21)
Meâric Sûresi'ndeki bu âyetlerde buyrulduğu gibi, insanın temel yapısında, iyiliğe ve kötülüğe hızlı bir şekilde eğilim var.

Melekler gibi sırf iyi değiliz. Alnımızın yazısında hata işlemek de var. Ama kendimizi kontrol etmek, duâ etmek, tevbe etmek, şuurumuzu tazelemek gibi özellikleri olan aklımız ve irâdemiz de var. Hepten köşeye sıkışmış değiliz. Elimizde birçok donanım var.

İnsanız. Dünyada en zor şey insan olmak... Hele de Allâh'ın istediği ölçekte insan olmak; hayvanlaşmadan, hayvandan da aşağı rezilliklere düşmeden...

İnsanız, iyiye de meyyaliz, kötüye de... İmtihanın zorluğu da işte burada... Dağların kabul etmediği, göklerin kabul etmediği emânet bu, işte... Nefsimiz var ve yaratılışımızdaki temizliği kaybetmeden, kötü yanımızı terbiye ede ede, kalb-i selîm ile Allâh'a dönmek emânetini, "elest bezmi"nde almışız. İnsan olmak, işte bu sözü tutmaya gayret etmek... Marifet burada!.. Kalbi kirletmeden, bozmadan tertemiz bir şekilde Rabb'e geri dönmekte...

Kötüye meyyal yaratılmışız. Özümüzde bir doz kıskançlık, bir doz nefret, bir doz öfke, bir doz incinme, bir doz küsme gibi özellikler var. Bunlar, hepten gereksiz özellikler değil!.. Olmasalardı hayat dururdu. Dozunda, yani Allâh'ın müsaade ettiği ölçülerde kullanılan öfke, kötülüklerin önüne geçer. Allah için sevmek, Allah için nefret etmek var. Sevdiklerimizi kıskanırız. Onların kötülük görmemeleri için kıskanıp uyarmak iyidir. O da Allâh'ın râzı olduğu ölçüde bir kıskançlık olacak. Kızımın saçını, kollarını, haram olan hiç kimsenin görmesini istemem. Hem de bu durumdan nefret ederim. Çünkü kızım, özel biridir ve herkesin seyirgâhı değildir. Ona çirkin bakışların gelmemesi için kıskanırım. Ona zarar geleceği endişesindendir bu... Eğer kıskanç olmasam, her şeye izin veririm ve ağır sonuçları hep birlikte öderiz. Evimin perdelerini çekerim, akşam olunca... Kıskanırım evimi, kem gözlerden, kötü sözlerden... Yani Allâh'ın bu kötü gibi gördüğümüz bazı vasıfları bize vermesi, hadd-i zâtında kötü değil. Bıçağın kullanılması gibi bir şey... Niyetinize göre... Bıçakla adam öldürülür diye evde ekmek kesmekten mahrum olan yoktur herhalde... Yani iyiye de kullanılır, kötüye de...

En büyük mesele, görünüşte sevimsiz gelen, kıskançlık gibi vasıfların kötüye kullanılmaları... Çığırından çıkmış kıskançlık, Hazret-i Yûsuf'u, kardeşlerinin kıskançlıktan kuyuya atması gibi, aynı kanı taşıyan insanların birbirini yok etmeyi isteyecek kadar gözlerin dönmesine, aklın tamamen uçup gitmesine sebep olacak bir noktaya getirebilir insanı... O zaman insanlıktan çıkılmış demektir. Kabil'in kardeşi Habil'i öldürmesinin sebebi de kıskançlık. Dünyada ilk öldürme sebebi, kıskançlık...

Allah Rasulü'ne peygamberliği yakıştıramayan, kendilerini bu işe daha lâyık gören kıskanç Yahudiler ve müşrik Araplar, işi kıskançlığın had safhası "hased" noktasına kadar getirip Peygamber Efendimizi öldürmeye dahî yeltendiler. Hased, kişinin gözünü öyle bir karartıyor ki, yok etmekten başka bir şey düşünemez oluyor insan... Hased etmenin kâfirlere has bir özellik olduğunu bildiriyor Allah Teâlâ:

"Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; size bir kötülük dokunsa, ondan dolayı sevinirler." (Âl-i İmran, 120)

Başkalarının malı-mülkü, yakışıklı ya da güzel oluşu, lüks arabası, giydiği kıyafetleri, konforlu evi, mutlu geçimi, hatırı sayılır üniversitelerde okuyan başarılı çocukları kıskanılır toplumda...

Kıskançlığın kaynağının bencillik, güven eksikliği ve sevgi paylaşmazlığı olduğunu söylüyor psikologlar. Kıskançlığın temelinde üç büyük tehlikeli hâl bulunuyor: Egoistlik, bilgisizlik ve sevgisizlik.

Kıskançlar, kıskandıkları kişilerin hayatını kendilerinin hak ettiğini, kendilerinin herkesten daha değerli olduğu fikrini taşıyorlar şuuraltlarında. Kıskançlık, bir sevgi göstergesi veya ölçüsü değil, aksine çoğu zaman güvensizliğin bir işareti... Kaybetme korkusu ağır basan insanlarda kıskançlık had safhada oluyor. Babamızın sevgisini-ilgisini kaybetme, patronların sevgisini-ilgisini kaybetme, eşimizin sevgisini kaybetme... Kaybetme korkusu, en çok da kendimize güvenememekten geliyor.
 


Genç bir hanım, çok rahatsız olduğu ve yeni keşfettiği bir duygusunu anlatmıştı. Çok korkup endişelenmişti, acaba bu durum hased noktasına gelir mi diye... Üç arkadaşlarmış, aynı üniversiteyi bitirmişler. İkisi evlenmiş. Evlenenlerden biri akademik kariyer yapıp hayatını eşi ile birlikte Amerika'da bir üniversitede devam ettiriyormuş. Bunların çocukları olmamış. Diğer arkadaşı evlenmiş, çocukları olmuş. Bu genç hanım ise, evlenmemiş, birçok öğrencisi olan başarılı bir öğretmen... Yıllar sonra bir vesîle ile buluşmuşlar. Arkadaşının çocuklarını görüp çok etkilenmiş; artık bir anne olan arkadaşı daha bir farklı gelmiş kendisine... Diğerinin akademik başarılarını, eşi ile çok güzel şartlarda yaşadığını öğrenip ondan da çok etkilenmiş. Bir de kendisine bakmış; ne akademik kariyer var, ne evli, ne de çoluk çocuk sahibi. Hâlâ yalnız, şu dünyada bir çakılı çivisi yok!.. Evine dönünce kalbindeki gerçek duygunun imrenme değil, kıskançlık olduğunu hissetmiş ve bu kadar dînî eğitimine rağmen nasıl böylesi basit duyguları taşıyabildiğine şaşırmış.

"-Onun şunu var, senin daha hiçbir şeyin yok!.. O evli, sen hâlâ bekârsın. Onun hayat tarzı ne kadar konforlu, sen hâlâ sürünüyorsun! Hepimiz aynı eğitimi aldık ve hepimiz eşit derece güzeliz. Neden onlarda bulunan bu imkânlar bende yok?" diye soruvermiş kendi kendisine...

Her soruyu sorabiliriz de, bu sorular, Allâh'a isyana götürecekse, taksîme rızânın ötesine, kadere isyana dönecekse, çok tehlikeli sularda yüzdüğümüz de bir gerçek.


İnsanız, aklımız, nefsimizle birleşince başımıza kıyaslar yapmak sûretiyle çok işler açar. En önemlisi de kıskançlık, kaderi sorgulama noktasına geliyorsa:

"-Neden bana o imkânları vermedin?" cümlesinde kilitleniyorsa, işte bu nokta, en kritik nokta... Çünkü bu noktadan sonra kişi, aklını başına almaz, tövbe edip bu hâlinin düzelmesi için Allâh'ın yardımını talep etmezse, iyice gönle yerleşecek olan bu duygu, bir sonraki adımı olan "hased"e dönüşüyor.

Artık insanların başına gelen güzel şeyler bizim sinirlenmemize, mutsuz olmamıza; insanların başlarına gelen kötü şeyler de içten içe, sezdirmeden ciddi ciddi memnunluk duymamıza sebep oluyor. Başkalarının yanında üzülmüş gibi yapıp, hadd-i zâtında sevinmek, insanı kendi içinde bir kişilik bölünmesine sürüklüyor ki, münâfıklık da böyle bir şey olsa gerek!...

Bunun dışında bir felaket daha var ki, insan fıtratı ile zıtlaşıyor; böylece kendisine yavaş yavaş yabancılaşıyor. Çünkü insan olmak, başkalarının sevincine sevinip, acılarına üzülmek, onlar için en güzel temennîlerde bulunmak iken, iş tamamen tersine döndüğünden, insanlıktan uzaklaşan kişi, bu kez kendisi ile yabancılaşıyor.

Ronald Barthes, kıskançlığın insanın kalbini kemiren bir dert olduğunu söylüyor.

"Birini kıskandığım zaman;

«kıskanç olduğum için»,

«kıskançlığım sebebi ile kendimi kınadığım için»,

«ben ne kadar kıskansam da kıskandığım insanda hiçbir değişiklik olmayacağını bildiğim için»,

«kendi düşüncelerimle dışlandığım, saldırgan ve bayağı birisi olduğuma dair zararlı klişelere benliğim kapıldığı için» dört kez acı çekiyorum." diyor.


Kişinin kalbinde kıskançlık yerleşince kıskandığı kişinin dedikodusunu da yapmaya başlıyor, gıybetini de... O kişiyi insanların gözünde küçük düşürmek için her fırsatı değerlendirip elinden ne gelirse her şeyi yapmaya çalışıyor. Bu kez hem günah hânesi kara kara lekelerle doluyor, hem de tek başına kaldığı zamanlar kendisinden nefret ediyor. Tanıyamıyor kendisini...
 
"-Ben nasıl insanların acılarından zevk alırım!" diye kıvranmaya başlıyor.
 
 İşin en fenâ boyutu ise, kişinin "hasetçi hâlinden rahatsızlık duymayıp, kendisine dert bile etmeden kötülükleri artırmaya devam etmesi"... Öyle bir girdabın içine giriliyor ki, çıkabilene aşk olsun!.. Allâh'ın yardımı olmadan, Allâh'a kaçmadan çok zor bir çıkış bu...
 
Hazret-i Ali, hasedi, sonu helâk ile biten hastalığa benzetiyor.
"Hased eden, daima hastadır, cimri insan daima fakirdir. Hased bir dert ve hastalık olup, hased eden veya olunan helâk olmadıkça çaresi bulunmaz." demekte.
Çünkü hased, Allah Teâlâ'nın bir kimseye ihsân ettiği nîmetlerin, o kişinin elinden çıkmasını istemek demek... Hasedçi bunu başarabilmek için pek çok fitnelere başvurarak kalbinin saflığını, temizliğini yok ediyor. Peygamber Efendimiz, o sebeple buyurmuşlardır ki:
"Hased, ateşin odunu yakıp yok etmesi gibi insanın iyi huy ve amellerini giderir, yok eder." (Ebu Davud, Edeb 44; İbn Mâce, Zühd 22)
Böylesi bir hasedçiden korunmak için Allâh'a sığınmaktan başka ne yapabiliriz? "Hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, karanlığı yırtan nûrun Rabbine sığınırım." (el-Felâk, 5) buyrulmakta Kitâb-ı Mübîn'de...
 
Üstdüzey bir yönetici ile konuşmuştum, bir keresinde. Onun da "hased etmek" gibi bir hastalığı vardı. Kendi alt kademesinde çalışan bir hanımı çok kıskanıyor ve kadına en ağır görevleri veriyordu. Bu kıskançlığın sebebi ise, kadının başarılarının patronları tarafından fark edilip, kendi yerine getirmelerinden duyduğu endişe idi. Daha doğrusu, bundan korkuyordu.
Rızkı veren Allah'tır. Taksimi de O yapar. Kimine az verir, kimine çok verir; bunlar hep imtihan sebebidir. Biz, kimsenin eline verileni, ne ondan alabiliriz, ne de verilenden fazlasını ona verebiliriz. Bu taksîmâtı da bilemeyeceğimize göre hasedin mânâsı nedir? İş, cinnet noktasına gelirse, ne yapılır?
 
İnsanları kıskanmak, daha ileri götürüp haset etmek gereksiz... Çünkü kimse bizim rakibimiz olamaz!.. Hepimiz, özümüzde biriciğiz ve özeliz. Ama şöyle düşünüyorsak:
"O kadın çok genç ve güzel, eşim onu sevebilir!.." Burada kendimizi çok küçümsemiş oluyoruz. Kişileri sevmek için sadece güzel olmaları mı gerekli? Eşi, onu güzel ahlâkı, iffetli bir anne olduğu için sevemez mi? Neden hemen kendimizi terazinin bir kefesine, kıskandıklarımızı da terazinin diğer kefesine koyup, kendimizi hafif buluruz. Bu, kendimize güvenmemek değil de nedir?
O güzeldir, ben insanlara karşı daha sevgi dolu ve şefkatliyim. O akademik kariyerde, ilmî çalışmalarda başarılıdır, ben iyi öğrenci yetiştiririm. O çok iyi bir annedir, ben iyi bir eğitmenimdir. Herkesin bir eksisi, bir de artısı vardır. Kimse mükemmel olamaz, mükemmel olan sadece Allah'tır. Ve "el-Hakîm" olan Allâh'ımız, hikmetin dışında bizlere rol biçmez.
Başımıza gelen her ne ise, Allâh'ın hikmeti gereği, o bizim için en iyisidir.
Mutlaka herkes bulunduğu her konumda Allâh'a hizmet edebilir.
Allah, kullarını niyetleri ile değerlendirir, mevkîleri ile değil.
Kalbleri ile değerlendirir, elbiseleri ile değil!.. Kulluğu ile değerlendirir, çocuk sayısı ile değil!..
İnsanlara faydalı olması ile değerlendirir, insanların ona hizmet etmesi ile değil!..
Hizmetçisi olanı değil, hizmet edeni sever!..
Değer yargılarımız, Allâh'ın koyduğu esaslar olunca hayat pek de güzeldir. Ve gerçekten hepimiz en güzel hayatı yaşıyoruz. Hiçbir hâne, sadece mutlu ya da sadece üzüntülü değil...
 
Padişahın biri, mutsuzluk hastalığına yakalanır. Her şeyi vardır, ama zerrece huzuru yoktur. Ne yediklerinden zevk alır, ne giydiklerinden... Bir eli yağda öbür eli balda olsa da, hele hele padişah olsa da, herkes kendisinin kulu olsa da fark etmez, mutsuzluğun had safhalarındadır. Bu derdine derman arar ve hakîmin birinden mutlu olan birisinin gömleğini giyerse mutlu olabileceğini öğrenir.
 
Kralın adamları, bütün ülkeyi arar, tararlar mutlu birine rastlayamazlar. Kimi zengin ama eşinden dertli, kiminin çocukları akıllı fakat kendisi yoksulluktan dertli, hâsılı hemen herkes bir şeyden yakınıp hayatından şikâyet etmektedir. Kralın adamları saraya dönmeye karar verip ormanlık bir yerden geçerken mutluluktan şarkılar söyleyen bir adamın sesini duyuverirler. Adam, eskice bir kulübenin içinde hem şarkı söylemekte ve hem de:
 
 "-Allâh'ım, sana şükürler olsun. Bugüne dek ne istedimse verdin. Ben mutlu olmayayım da kim mutlu olsun?!" diye şükürler etmektedir.
Kralın adamları, bu mutlu adamın gömleğini sırtından almak için hemen içeri dalarlar. Bir de ne görsünler, adamın sırtında gömlek bile yoktur!..
 
Bu hikâyeden sonra insan düşünüyor; gerçekten kıskanılacak şeylere sahip olan mutsuzken, hiçbir şeyi olmayan insan mutlu... O zaman kıskanmak ne için ve ne diye?
Kıskançlık ve onun had safhası hased, haramdır dinimizde... Çünkü işin özünde Allâh'ın kulları arasındaki taksîmine râzı olmama vardır. Ebû'l-Leys Semerkandî Hazretleri, haset edenin şu beş kötülüğün içine düştüğünü söylüyor:
 
1-Hased edenin kederi ve gamı hiç bitmez.
2-Hased, onu daima günaha sokar, sevapları yok olur gider.
3-Hased ettiği için kınanır, sevilmez.
4-Allah Teâlâ, ona gazap eder.
5-Allâh'ın yardım ve ihsân kapıları kendisine kapanır.
 
Mâdem ki taksimatı yapan Allah -celle celâlühû-'dür; rızâ lâzımdır kullara... İyi niyet ve kadere rızâ... Kıskanç kimse, hiçbir şeyi elde edemez, etse de asla mutlu olamaz. Allâh'ın rızasına muhalif işlerde huzur yoktur zira...
 
 
Fatma Hâle Liman
Şebnem / Ekim 2010 / Sayı 68 / Yıl 9

 
 
ANASAYFA HZ.MUHAMMED 
KÜLTÜR SANAT

MAKALE VE DENEMELER

İSLAMİ BÖLÜM
YAZI ATÖLYESİ
E-KİTAP ZİYARETÇİ DEF.
MOZİLLA FİREFOX
İslami Bölüm Anasayfa
Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed (S.A.S)
A-ALÇAKGÖNÜLLÜ
EV İŞLERİNDE
HİZMET GÖRDÜRMEYİ SEVMEM
DOYUNCA HEP AĞLARIM
SESSİZCE YATAĞINA UZANIR
ÜÇ GÜNDÜR AÇIM
BİR KERE DAHA
ALLAH YOLUNDA
GEL ŞİMDİ ÖDEŞELİM
YERYÜZÜ DOLUSUNCA
HZ FATMA’NIN ÇEYİZİ
İSTEMEZ MİSİN EY ÖMER
DAHA GÜÇLÜ DEĞİLSİNİZ
HERKESTE BİR O’NDA (SAV) İKİ
BEN KRAL DEĞİLİM
HİÇBİR GÖSTERİŞ
HABBAB DÖNENE KADAR
DÜNYADAN KONUŞTUĞUMUZDA
HANGİ YOLDAN İSTERSEN
KUYUYU GERİ ALMASI
BİZ ONU KATIK YAPAR

GÖĞSÜNÜ AÇIP
BİR TANESİ KARDEŞİNE
BEN DE ODUN TOPLAYAYIM
ANCAK ALLAH İÇİN
BENDEN GÜZEL KÖLE Mİ OLUR?
ONLARIN ARASINDA BULUNACAĞIM
BÜYÜK ALLAH’TIR
ARKADAŞ SAKİN OL
DUANDA BENİ DE
BEN ÇOBANKEN

B- ÖNDER
ZORUNLU YÜRÜYÜŞ
SOPAYI UZATINCA
ON BEŞ GÜN SONRA

ADAM HAKLI
HİÇ YALAN SÖYLEMEDEN
YOLU KAYBETTİĞİNDE

KAN DAVASI
GÜNEŞİ BİR ELİME AYI BİR ELİME
BAZEN OLUR

C- ZEKİ
HUNEYN’DE MEDİNELİLERLE
ANNEN OLSAYDI
KAÇ TANRIYA İNANIRSIN
YERSEN RIZKINDIR
BİR HALKIN EFENDİSİ
BİZİ SEN YÖNET
D-ŞEFKATLİ
FAKİR HIRSIZ
DÜŞMANA YARDIM
CANINA AZAP ETMESİN
TAİF AÇ KALINCA
Hz. ZEYNEB'İN KATİLİ
ŞEFKATİN ZİRVESİ UHUD
ŞEHİD ÇOCUĞU
İSLAMA ÇAĞIRDINIZ MI?
YEMEDİĞİNİZİ FAKİRLERE
FARZ OLMASIN DİYE
BİR SÜT KUZUSU
BENDEN DAHA YOKSUL
ON GÜMÜŞ
ALLAH'IN GÜCÜ SENİN GÜCÜNDEN
YÜZYİRMİ KOYUN
SEVENİN SEVGİLİSİ
MEKKE'NİN FETHİ
İNSAN OLARAK HZ.MUHAMMED HOŞGÖRÜ
YAHUDİYDİ İNSANDI
ABDULLAHLA UĞRAŞMAYIN
SARHOŞA LANET
TAİFE HAYIR DUA
HERKES KENDİNE YAKIŞANI
NAMAZDA ACEMİ
KÖTÜLÜĞE KÖTÜLÜKLE
BÜYÜCÜ
BENDE ADİL OLMASSAM
DEVE ETİ YİYENLER
ŞEFKATİN ZİRVESİ UHUD
E- BABA OLARAK HZ. MUHAMMED (SAV)
İBRAHİM'İ ZİYARET
AĞLAYAN BİR ÇOCUĞUN SESİ
BEN ŞAHİT OLMUYORUM
BEN DE SİZİ SEVİYORUM
ONA ŞEFKAT DUYUYOR MUSUN?
CENNETİ HAK ETMİŞTİR
HOŞGELDİN KIZIM
KIZ-ERKEK AYRILINCA

ÖNSÖZ
SAİD ALPSOY KİMDİR(YAZAR HAKINDA)
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI VİDEODAN (1)
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI VİDEODAN (2)
FESUBHANALLAH!BEN BEŞER
İNSAN PEYGAMBER Mİ MELEK PEYGAMBER
VEDA HUTBESİ
EY SEVGİLİ
Kur'ân-ı Kerîm
Kuran-ı Kerim Dinle
Kuran-ı Kerim Dinle2
Kur'anda Mü'minlerin Vasıfları
Yalnız Allah'a kulluk ederler
Sadece Allah'tan korkarlar
Allah'ın sınırlarını korurlar
Allah'ı herşeyin üzerinde tutarlar
Allah'a şükrederler
Sadece Allah'a güvenirler
Yarattıkları ile Allah'ı denk tutmazlar
Allah'a karşı acizliklerini bilirler
Daima Allah'ı anarlar
Allah'a teslim olmuşlardır
Herşeyin Allah'tan geldiğini bilirler
Samimi ve halistirler
Gayba iman ederler
Hurafelere inanmazlar
Dostlarını Kur-ana göre seçerler
Dostlarını Kur-ana göre seçerler
Daima inanlarla birliktedirler
Ayrılığa düşmezler
Daima sabrederler
Düşünürler ve aklederler
İyiliği anlatmak için gayret ederler
Hakkı söylemek için çekinmezmezler
Bilenlere danışırlar
Sistematik davranırlar
Olaylardan etkilenmezler
Ayetler hakkında tartışmazlar
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=